8431440170_c863bd29c1_b

Güzellik ve Sanat

Güzelliğin tanımı yapılamaz çünkü güzellik hayattaki kutsallığın bir ifadesidir. Çirkinlik, bir şekle sahip olan hayatın, onun işleyişi için yaratılmış olan şekildeki bir bozulma ile engellenmesidir. Hayat, daima eldeki öğeleri bir uyum içinde bütünleştirmeye çabalar. Bu bütünleştirme tamam olduğunda güzellik ortaya çıkar. Parçalarda olmayan bir şey bütünde ifade bulur. Nitekim hayat iyi ya da kötü ifade edilmiş anlamlarla (daha iyi bir terimle) “idealarla” doludur. Evrimsel sürecin tamamı bu ideaları ortaya çıkarma işlemidir. Bunlar saklı olarak dururlar, kendilerini belli etmezler. Şekiller ve malzemeler evrimleştiklerinde meydana çıkarlar. Bu doğanın sanatıdır.

Her idea, her bütünleşmenin özü, tarif edilemez bir şey, köşelenemeyen bir dairedir; analizi yapılabilir, hesaba sokulabilir ancak sınırlı, ölçülebilir değerlerle ifade edilemez.

Güzellik, İyilik ve Hakikat, Erdemin eşkenar üçgeni olan Doğru Enerji, birbirlerinden ayrı tutulamazlar, aynı Gerçekliğin suretleridirler -kendi doğasında Hakikat, zamanda ortaya çıkan Sonsuzluk ve İlahi düşünüşün fikirleridir; İyilik, tüm diğer şekillerle ve ifadelerle ilişkilerinde, çok ve daha çok eylemle çiçek açıp kendini gözler önüne sererek, hiçbir sınırın ya da sonun olmadığı açık bir ilerleme eğrisi; Güzellik ise dış görünüşü ile kendi başına bir tariftir- kendi iç öznel tarafında Hakikat; nesnel olan Güzellik ve doğası özne ile nesne arasındaki mükemmel bir dengede hareket olan İyilik.

Sanatta ya da doğada olsun, İlahi düşünüşün bir parçasının ifade bulduğu yerde, İlahi Doğanın bir ışını vücuda gelince güzellik olur. Bu doğa, evrensel hayatın bireysel odağı olan insanın bilincindedir de. Böylece her doğru ve derin düşünce(idea) insan zekâsına, kavrayış yeteneğine hitap eder ve insan tasdik edecek kadar evirildiğinde de kabul edilir. Belirli bir derecede gerçekleştirilememiş olsa bile, insandaki idea varoluş potansiyelini etkiler.

Kavrayış yeteneği demiştim. Bu, muhakeme eden, adım adım idrak eden zihin (kama manas; somut zihin) değildir. Bu, kavrayışın bir yönüdür ki kendine sunulan şeyin değişik suretlerini ve parçalarını bir kerede içine alır ve o şeyden etkileniş tarzı öyledir ki hemen hakiki olduğunu kanıtlar. Bunun için, herhangi bir zihinsel tetkik olmaksızın bir sesler dizisinin yahut bir koronun müziksel olduğu kanıtlanabilir.

Bütün yüce düşünceler, en önemli buluşlar, bundan dolayı insan zekâsına bir anda gelir.

Güzelliğe olan hitap, Buddhi ya da insandaki Manevi Sezgi olarak terimleştirilir. Onun doğası hakkında çok az biliyoruz. Bu Sezgiye yaklaşıldığında saf mutluluk hissi, bir birlik duygusu, kendi orijinal kalıbına yakın bir düzenlenme ya da şekle girme olur. Böylece, ona büyük bir bireysellik, kendi öz yegâneliğine doğru atılmış bir adım hissi verir. Eylemlerde bir eminlik duygusu sağlar ve herhangi bir yargıya kendinden gerekli doğrulamayı getirir.

Bir insandaki bu yeteneklere dokunmayan bir güzel nesne yahut bir hakikat olabilir. Çünkü kendisinden ayrılmış olan fiziksel dünyanın (ya da alt dünyanın) gerçekleriyle ilişki kurmak ve onlara kök salmak için evirilmek zorundadır. İdrak belirli bir gerçeklik alanında hareket etme yeteneğini kazanıncaya kadar ortaya çıkarabileceği hakikati beklemek zorundadır.

Az gelişmiş, basit insan, bir eğlence nesnesi gibi kaba, gösterişli ve gürültülü bir şeyi alkışlayabilir. Ancak, derece derece evrim devam ettikçe algılayışımız düzelir ve diğerlerinin arasında, sanatta doğru değerleri yanlış olanlarından ayırt edebilmeye başlarız.

Kendiliğinden ve kendinden gelen bir değerlendirme için sanatta hiçbir otorite yoktur. İnsanlar tarafından otorite olarak kabul edilen biri yanlış otorite olduğunu kanıtlayabilir. “Edebiyat (ya da sanat) Cumhuriyeti” deyişi, sanatın dayatmalardan muaf olduğu hakikatini bildirir. Fakat doğruluğun hiçbir tarifinin olmamasına rağmen doğruluk anlayışı derece derece belirir. Kaçınılmaz olarak yaşayacak olan, en mükemmel ve en etraflı sentezi barındıran, insanın en derin doğasına hitap eder. Diğer hazlar, diğer düşünceler sona ermeli ve yerleri ellerinden alınmalıdır.

Sanat her zaman güzellikle aynı anlama gelmez, çünkü sanat yüzeysel, sadece bir oyun yahut bir teknik meselesi olabilir. Sanat, amaçların doğasını gözetmeksizin sadece bir araçların kullanımı meselesi değildir. Araçlar, amaçlarla ilgilidir. Güzelden uzak bir psikolojik etki yaratan, sanat çalışması diye adlandırılan bir eserde hiç güzellik olmayabilir. Kendi kendini cisimleştirse ve farklılaştırsa bile, çemberinin alt yayında hayata ait olan bir çeşit marifeti temsil edebilir.

Bu sanat, şekil hayata tabi kılındığında, en az madde en çok verimle kullanıldığında, her ayrıntı nüfuz eden düşünceyi ifade etmek ya da yükseltmek için aktarıldığında en güzel, en verimli olur.

Böyle bir aktarımı doğal nesnelerde, bir yaprakta, bir kuşta, bir balıkta, daha birçok organik şekilde görürsünüz. Yaşam, içine girdiği öğenin fethi için gereken organları yaratır. O öğenin ya da vasıtanın içine girdikçe kendini ifade etme gücü artar. Bu, eylemde kapasite, Güzellik olan kendi doğasının öz-açığa vurumudur. Böylece, bir tarafta Güzellik ve diğer tarafta Uyum, Kapasite ve Fayda birlikte giderler, birlikte büyürler. Bu birlik, evrim ilerledikçe daha açık bir hal alacaktır.

Güzellik hayatın serbest bırakılışını heceler. Bütün tezahür, bir tür şekil içinde olmalıdır. Ancak şekil bir sınırlandırmadır. Belirli bir etki yapma amacındaki bir ses dizisi diğer bütün sesleri dışarıda bırakmalıdır. Sınırlama, bu şekildeki hayata yapılan bir kontroldür. Fakat, şekil, güzel hale geldiğinde hayata kendi doğasını gösterme yetisini verir; böylece görevini yerine getirir. Sadece, düşüncede ve eylemde gerçek güzelliğe erişilmesinde doğru icra(yerine getirme), doğru kendini gerçekleştirme vardır.

Güzellik duygusu, uzay içindeki, zaman içindeki ya da her ikisindeki bir ilişkinin algılanışında yatar. İlişkiyi nesne ile algılamamıza rağmen, güzellik nesnede ya da maddede yatmaz. İlişkiye en duyarlı olan kişi -duyarlı sanatçı-, onu yansıtıldığı vasıtadan ayrı olarak en açık biçimde görebilen kişidir. Onun için bu ilişki, bir soyutlama, aynı zamanda yaşayan bir “idea” haline gelir.

Bu idea, güzel olarak algılanır çünkü kendi içindeki bir uyum yasasını cisimleştirir. Güzelliğinin özü yasaya uyumunda yatar. BİR, çok haline gelir. Ancak, insan, zaman içinde, farklı yönlerde, ya da bir ortak merkezden başlayarak farklı ışınlar boyunca ilerler. Sayısız farklılıklar bundan dolayıdır. Fakat birlikle çoğulluk arasında bir ilişki vardır. Bu, soyut olandaki yasa, Doğanın yahut Tanrının yasasıdır. Bu yasalar, belirli olayları ve gerçekleri birbirine bağlayan genellemeler ve düzenin temelidirler. Güzel bir şeydeki yasalardan ya da yasaların bir kısmından etkilendiğimiz zaman, o şey güzeldir deriz.

Bilincimiz bu yasalardan etkilenebilir çünkü doğası gereği böyledir. Evrenin yasaları aynı zamanda varlığımızın yasalarıdır çünkü insan saf doğasında evreni kaplayan hayatın bir merkezidir.

Tüm sanatlar, eğer güzellerse aynı yasaları cisimleştirmelidirler. Sanatların birliği bundan dolayıdır. Zihinlerimize hitap ettikleri araçların ilkeleri aynı olmalıdır. Farklı sanatlardan farklı şekilde etkilenen aynı bilinçtir. Birlik olduklarına dair ipucu etkileyişlerindeki tavırdadır.

Bilinç, çok esnektir, hızlı ve basitçe şekillendirilebilir. Bundan ötürü, nesneleri görmemiz, değerlendirmemiz ya da yargılamamız her zaman koşullanmamış saf bilinçle değildir; ancak bu bilinçte kutsal doğanın nitelikleri ve güzel tezahürüne karşılık verme gücü bulunur. Orada kendisine sunulan şeyin doğasının doğru ve bozulmaz yargısı vardır. Bu yargı doğru olarak güzel ya da değil; Tanrının yasalarına göre yasal ya da değil diyebilir. Sanat insandaki mükemmel olarak yargı veren ama hiçbir emre maruz kalmayan sezgiye hitap eder.

Güzellik olmadan sanat sadece bir aldatmaca olurdu. Sanat bir etki yaratma meselesi değildir; sanatçı olmak bu değildir.

Kişinin bilinç çemberi ve idraki genişledikçe sınırlarını belirleyen noktaların sayısı daha fark edilebilir olur. Çemberin çok genişlemesiyle noktaların farklılığı ve açıklığı daha da artar. Her biri ilahi düşüncenin cennetinde bir “idea”, doğal Zekânın sınırsız genişliğidir. Gökteki yıldızlar gibi daha açık ve ayrı ayrı görüldükçe biçimsel düzleme ve cisimsel olarak daha keskin ve net olarak yansıyacaklardır. Her İlahi ya da göksel düşüncenin nakli, ideanın ortaya çıkarılarak ya da örtüsü kaldırılarak bir başyapıtın yaratılmasıdır. Böylece sanat, ideaların, boşmuş gibi görünen ama yine de pırıl pırıl parlayan gökte filizlenmesidir; ideaları hapseden ancak bunu, onları görünür hale getirmek yapan şekiller altında filizlenirler.

 

Sri Ram


Bu yazıyı paylaşmak ister misin..